ReKLaMLaRıM

ReKLaMLaRıM

Ekrem Bora ve Yeşilçam’ın Patronları

 

Ekrem Bora ve Yeşilçam’ın patronları
 

Can DündarAdacandundarada@gmail.com

Tüm Yazıları »

 

 

Atıf Yılmaz’ın 1966’da çektiği “Pembe Kadın” filminde Yıldız Kenter ve Sema Özcan ana-kızı oynuyordu.
Filmde ikisi, aynı adama âşık oluyordu.
Ve o adam, Ekrem Bora’ydı.
Safa Önal, Mithat Alam Film Merkezi’ndeki bir söyleşide Ekrem Bora’yı bu özelliğiyle takdim etmişti:
“Aralarında 20 yıllık zaman farkı, görgü farkı, beğeni farkı olan anne-kızın birlikte seveceği adam... Ekrem budur.”
* * *
Önceki gün kaybettiğimiz Ekrem Bora, benim hafızamda “kızların anneleriyle birlikte âşık olacağı adam”dan ziyade arada gazino patronu rolüne bürünen bir “kötü adam” olarak yer etmiştir.
Sesi denenen genç kız, sahnede acemice şarkı söylemeye çalışırken o, barda, gür kaşlarının gölgelediği yırtıcı gözlerle onu izler, arada kristal viski kadehinden bir yudum alırdı.
Ya da yakışıklı bir fabrikatör olarak olmadık komplolar kurar, kızları baştan çıkarır, sevenleri ayırırdı.
* * *
Türk burjuvazisinin son 60 yıllık değişimi, sinemada Ekrem Bora’nın da sıkça canlandırdığı işadamı tiplemeleri üzerinden incelenebilir.
1950’lerin filmlerinde Vahi Öz’de simgeleşen patron tipi, büyük ölçüde devlet eliyle palazlanmış “taşra tüccarı”dır. Demokrat Parti ile hepten zenginleşen tüccar, perdede görgüsüz bir hacıağa olarak resmedilir.
Çoğu Kayserili veya Adanalıdır. Pamuğu sattı mı soluğu pavyonda alır. Bugünün tabiriyle “azgın teke”, o zamanki tabirle “kart horoz”dur. Paralandıkça çapkınlaşır, kız için dans ve dil öğrenmeye çalışır.
1960’larla birlikte perdede “tüccar”ın yerini “sanayici” alır. Sermaye holdingleşmiş, işadamının toplumsal konumu yerleşmiştir. İşletmeleri, kurucu kuşağın yurtdışında tahsil görmüş evlatları devralmıştır. İşte bu dönemde sinemada da “hacıağa” yerine “fabrikatör” tiplemeleri perdeye yansır.
Bunlar da ikiye ayrılır:
Hulusi Kentmen gibi tonton, iyi yürekli olanları, adeta yeni burjuvaziye sempati yaratma işlevini üstlenmiştir.
Yükselen toplumsal muhalefet karşısında arsız sermayenin kötücül yüzünü sergilemek ise çoğunlukla Kenan Pars ile Ekrem Bora’ya düşmüştür.
Paranın her şeyi satın alabildiği bir döneme girildiğinde Yeşilçam, sokağın vicdan azabına tercüman olur:
Ekrem Bora’nın, sevdiği kıza karşılık, ceketinin iç cebinden çıkarıp imzaladığı çeki yırtıp yüzüne çalan delikanlı, sevdanın satılık olmadığını kanıtlar.
O çeki derhal katlayıp cebine koyma eğilimindeki seyirci, perdede kendi yapamadığını yapanaşapka çıkartır.
* * *
80’lerden sonra Yeşilçam daha gerçekçi bir yöne gittiyse de artık “holding patronu” olmuş yeni işadamının imajı çok da değişmedi.
O dönemin işadamı algısını “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”nin Karcı Holding patronu ele veriyor:
Komplocu, mafya bağlantılı, sinsi, karanlık bir adam...
Hulusi Kentmen’den sonraki yarım asırda beyazperdenin itimat şayan bir işadamı profili görmediği söylenebilir.
Türk sermayesi buradan ne ders çıkarır acaba?
Ekrem Bora’ya bu soruyla rahmet dileyelim.

ReKLaMLaRıM
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !