ReKLaMLaRıM

ReKLaMLaRıM

Gürsel Tekin'le ilgili 'sırrı' bütün İstanbul örgütü

AZAT ALTUN/ Muhalifgazete

Türkiye’de gündem o kadar hızlı değişiyor ki bazen yetişmekte zorlanıyor insan. Neredeyse soluksuz geçen cumhuriyet tarihinin 87 yıllık geçmişinde, yaşanan olaylar karşısında, rejim yara almadan yürüyebilecek bir rota ya da yol haritası çizemedi. 

Her yeni gelen iktidar sisteme kendi siyasi veideolojik ekseni doğrultusunda ayar vermeye çalıştı. Birlik ve beraberliğin egemen olduğu topraklarda bir anda milliyetçilik hortladı. Mezhepler arası çatışma yeniden, hem de çok acımasız bir şekilde körüklenmeye çalışılıyor.

Kimilerinin kimlikleriyle alay ediliyor kimilerinin ki ise yok sayılıyor. Ya dostumsun ya da düşmanımsın şiarı, en keskin haliyle gündelik yaşama hakim oluyor. 

Tam da bu noktada bu gidişata dur demek isteyenlerde var. İnsanları tüm renkleriyle kabul ederek, solcusu, sağcısı, muhafazakarı, Alevisi, Türkü, Kürdü hatta ‘cumhuriyetin zencisi‘de korkusuz rahat yaşayabilmeli sesleri her geçen gün yükselmeye başlıyor yeniden. 

Hem siyasetçi hem gazeteci hem de dört dörtlük bir entelektüel olan Enver Aysever,Muhalifgazete’ye, Türkiye’deki siyasi partileri, içinde oldukları çıkmazları, icraatları ve yaşanan gerginlikleri anlattı.

Enver Aysever’le CHP’den AKP’ye Kemalistler’den muhafazakarlara, Alevilere, Kürtlere, Ermenilere, medya ve iktidar ilişkisinden, korku ve yok sayma siyasetine kadar bir çok konuyu konuştuk.

Dersim konusu CHP için ne anlama geliyor? Bu tartışma CHP’yi nereye götürüyor?

Türkiye’nin en eski partisi olduğu için tarihi de en yoğun olan parti CHP. Bu nedenleCHP ekseninin dışında bakmak lazım.

Enver Aysever: CHP 87 yıllık cumhuriyet tarihinin tamamında var, iktidar olmamasına rağmen, özellikle kuruluş ideolojisinin içinde etkin bir şekilde bulunuyor olması, bir de tek parti olması eleştirilerin merkezi olması noktasında ona bir sorumluluk yüklüyor. Buna bir diyeceğimiz yok. Başka bir şey daha eklemek lazım; sizinde benimde ve doğal olarak partilerinde, tüm tarihlerinin tamamına sahip çıkmak gibi bir şansı yok. Böyle bir olanağımız yok. Çünkü çocukluk dönemimizde yaptığımız bir hatayı, gençlik zamanlarındaki hatayı ya da ilerleyen zamanlarda yapılan bir hatayı hayatımıza dair bir başka duygu ve durum doğuracaktır.

Kemalist kitlenin çok garip bir kompleksi var
Ama asıl sorun şu bence, Türkiye’deki laik ve Kemalist kitlenin cumhuriyeti koruyorum adı altındaki yaklaşımlarından çok garip bir komplekse kapıldığını görüyorum. Şöyle; Bir, uzun yıllar iktidar olamamanın düş kırıklığıyla getirdiği bir duygu… İki, özellikle cumhuriyetin tamamında yapılan tartışmalarda, sanki tarihin tamamının faturasını onlar ödemek zorunda hatta bunun tarafında olmak ve açıklamak ya da hesap vermek zorundaymış gibi hissettikleri, bir haleti ruhiye gibi. CHP’nin elini kolunu bağlayan temel mesele bu.

Tabanın bu duygusu, hem tarihsel bütün meselelere karşı cumhuriyeti korumak refleksiyle savunma tarafında olmak, hem de uzun yıllardır iktidar olamadığı için giden otoriter rejimlerin baskıları, bu insanlar üzerinde kurduğu psikolojik iklim. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin rota bulmasında ya da meseleleri irdelemesindeki temel sorun bu.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde ideolojik bir sorun var mı?

Enver Aysever:İdeolojik bir sorun olabilir evet. Ancak şunu da unutmamak lazım, CHP1977’de çok radikal bir özeleştiri yapıp büyük bir dönüşüm gerçekleştirmeyi başarmış bir parti. 1980’den sonra SHP döneminde, Kürtlerin ve Alevilerin içinde bulanabileceği, kendilerini özgür hissedebileceği , ilerici bir yapıyı kurabilen insanlar bunlar. 

Böyle ilerici bir yapı kurmayı başarmış olan bu insanlarda, bu savunma refleksi neden?

Enver Aysever: Bence bu insanların bu savunma refleksini taşıması kendileri için büyük haksızlık. Çünkü kuruluş ideolojisi dediğimiz ideoloji, ne akşamdan sabaha bir kişi ya da grupla ilgili mesele, ne de sadece bugünkü ayrışmış olan ideolojiyle, durumun ifadesi ile karşılık bulacak bir mesele.

Osmanlı varlığını önemseyen halifelik isteyen kanatlar var 





Peki CHP kim?

Enver Aysever: Bence CHP kim dediğimiz zaman, kuruluş ideolojisinde ağırlıklı olarak Demokrat Parti geleneğinden isimlerin egemen olduğu ve kimlik bulduğu bir dönem var.Celal Bayar’ın büyük darbesi var… Fevzi Çakmak’ın damgasını olduğu dönemler var… 

Bunları biliyoruz. Dolayısıyla oradan bakıldığında başka bir CHP olabilir. Kurtuluş Savaşı sürecinde Nazım Hikmet’i heyecanlandıracak hatta Kuvayi Milliye Destanı yazdıracak bir Mustafa Kemal durumu var.

Ama aynı zaman o Mustafa Kemal’in Çankaya’da yalnızlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan siyasi hesaplarda İsmet İnönü ve Celal Bayar cepheleşmesi var. Bir yandan partide hala Osmanlı’dan gelen, ısrarla Osmanlı varlığını önemseyen halifelik isteyen kanatlar var. Yani CHP demek herkes demek. 

Buradan hareketle CHP içinde kendisini sosyal demokrat gören (sosyalist demiyorum) liberal gören cumhuriyetçi herkesin tüm bu tarihin tezlerine ve tartışmalarına yanıt bulmak zorunda kalması ilginç. Bu psikolojik iklim ve siyasi manevra tuhaf bir durum.

Bir de bütün bu olup bitenlerin Osmanlının devrilmesinden bağımsız kılınması mümkün mü, hayır o da değil. Osmanlı modernleşmesi zorunlu bir modernleşme. Çünkü her emperyal gücün geri çekilmesiyle ilgili milliyetçilik, kapitalizm sorunu ortaya çıkıyor. Buna karşılık orduyla bir modernleşme arayışı başlıyor. Anayasa yapma girişimleri başlıyor, toplumsal hareketler oluşuyor. Ama bütün bunların sonucudur Mustafa Kemal’in olması. Yani dağılmayla beraber kurulma paralel başlar.

Ben pirupak geldim demek aydın namusundan uzak olmak demek 

Türkiye’de tarihi anlamda henüz konuşulmamış o kadar çok konu var ki…Mesela Dersim Katliamı düne kadar kolay tartışılan bir konu değildi. Bugün ise kolayca konuşabiliyoruz…Başka neler var kolayca konuşamadıklarımızdan?

Enver Aysever: Dersim’i çok kolaylıkla tartışıyoruz evet ama tehciri çok kolaylıkla tartışabilecek miyiz? Yani cumhuriyet ideolojisine sahip olanlar tehciri biz yapmadık diyerek kestirip atabilirler mi? Atamazlar; çünkü dünya böyle görmüyor. Peki tehciri kim yaptı? Tehciri bizim dedelerimiz yapmadı, sadece İttihatçılar yaptı demek yeterince açıklayıcı mı?

Ermenilerle ilgili halen tartışılan sorunun bugün ne olduğunu biliyoruz. Kim bundan tamamen arınmış olabilir. Şöyle bir şey mümkün değil. Ermenileri tehcir eden benim dedelerim değildi. Mustafa Kemal’de CHP’de benim dedelerimden değil di. Ben pirupak geldim demek, tarihsel bilinçten, entelektüel, aydın namusundan uzak olmak demek. Halbuki gerçek budur. Bu tarih hepimizin tarihi ama hepimize sorumluluk düşüren bir tarih değil. 

Çünkü biz burada mağduruz da aynı zamanda. İçimizde Kürt var Alevi var, Laik var, İslamcı var. Hem suçluyuz hem de mağduruz. 

Kemal Kılıçdaroğlu daha cesur olabilirdi

CHP üzerinden bakarsak eğer, bu sorunları konuşmak için neden yeterli cesareti bulamadı?

Enver Aysever: Evet, Cumhuriyet Halk Partisi’nin burada cesaret gösterememesi bir problem. CHP bütün bu tartışmaların dışında her hangi bir kurultayında bir ilave çalışma ekleyip; “ Biz Türkiye’nin en büyük ve köklü partisiyiz. Tarihsel çalışmalarımızı bilimsel bir metodolojiye oturtuyoruz. Bizim Ermeni Tehciri ile ilgili görüşümüz şu, 6-7 Eylül olayları ile ilgili görüşümüz şu, Dersim’ le ilgili görüşümüz şu, Sivas Kahramanmaraş v.s. ile ilgili görüşümüz şu, burada payımıza düşen kusurlardan dolayı toplumumuzdan özür dileriz. Başka insanların da üzerlerine düşen siyasi davranışlardan ve katliamlardan dolayı (mesela periyodik aralıklarla Alevileri kim katletti, en son Sivas olayları dahil olmak üzere) çıkıp af dilemesi gerekir” demeliydi. Dolayısıyla buralardan biraz özgür ve cesur bakabilmeliydi. 

Dersim konusunda CHP içinde bayrak açan vekiller ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Sözüne ettiğiniz cesaret bu mu? 

Enver Aysever: Ama o bundan daha başka bir sorun. Bu mesele çok ayıplı bir iç siyaset sorunu. Onu konuşalım yalnız Dersim meselesine nasıl bakılması gerektiğinden öte bir sorun.

CHP’li vekil Hüseyin Aygün’le başlayan Dersim’ le ilgili tartışma sürecini CHPiçinde gerekli bir tartışma süreci olarak görmüyor musunuz? 

Enver Aysever: Türkiye demokrasiyle yönetilen bir ülke olup, partiler kendi içindeki demokratik kurumları işleten bir yapıda olsa, bu tip tartışmaların dünyadaki tüm sosyal demokrat partilerde yapılabileceğini , sosyal demokrat partilerin bu aykırı görüşlerin dillenmesiyle birlikte sentezlere vardığını ve bu sentezlerden anlamlı sonuçlar doğduğunu görürüz. 

CHP’nin kendini halka anlatabilmesi için nasıl bir reçeteye ihtiyacı var?

Enver Aysever: Hani deveye sormuşlar ‘neren doğrudur’ diye. Yani bu sadece CHP için değil. Türkiye’deki tüm partilerin iç mekanizmaları sağlıklı işlemediğinden, ön seçimler, üyelikler, partilerin finansmanı olmaması, dolayısıyla milletin vekili olmaması, yani halktan aldığı oyla seçilmediği için genel başkanın vekilleri olma durumu çıkıyor ortaya ve konuşan herkeste genel başkanların vekili.

Genel başkanın vekili aykırı bir şey söylüyor, bir başka genel başkanın vekili de onu şikayet ediyor. Halbuki ikisi de aynı yöntemle vekil olmuş. Problemin özü bu. 

Hemen aklıma Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili bir soru geldi. Dersim’le ilgili başlayan tartışma CHP içinde aynı zamanda bir liderlik tartışmasına da yol açtı. Kemal Kılıçdaroğlu hem Dersim, hem de liderlik konusundaki bu sorumlulukları göğüsleyebilecek bir lider mi?

Enver Aysever: Kemal Kılıçdaroğlu o kadar büyük bir halk desteğiyle gelmişti ki, aldığı halk desteği, muhtemelen aldığı oyun üstündeydi. Ön seçim olsa % 35-40 civarında bir oyla çıkardı. Bununla beraber aldığı % 26 oy oranı küçümsenecek bir oy oranı değil. Evet iki kişiden biri AKP’ye oy verdi ama başka türden bakarsak, 4 kişiden biri de CHP’ye oy verdi. Bazı meseleler nicel ölçümlemelerle tartımlanmaz. Yanlıştır o. Şunu kastediyorum, Kemal Kılıçdaroğlu benimde içinde olduğum süreçte temel olarak bu hatayı yaptığı için problem bu noktalara geldi.

Yenilenme davulla zurnayla yapılmaz
Neydi o hata?

Enver Aysever: İlk başta halktan aldığı bu destekle 2. Kurultay’a giderken bir atölye çalışması yapabilirdi. Orada ideolojik tarif ve eksenini kurabilirdi. Bu yaptığı ideolojik tarif ve eksene uygun olan bir meclis grubu oluşturabilirdi. Oluşturduğu bu yeni grup onun ideolojik eksenini topluma anlatabilirdi. Dolayısıyla bugün açmaz gibi katafonik ortaya çıkan tablo gerçekleşmezdi. O zaman bir grup daha sağcı çizgide olanlar varsa 1977’de olduğu gibi nasıl ayrıldılar Güven Partisi kurdular, bugün için “Belki ya kardeşim bu CHP bizim CHP’miz değil” diyebilirlerdi. Bir de yeni CHP diye bir şey yok. Sizi seçen delege aynı delege, üye aynı üye. CHP’nin yenilenme ihtiyacını ise davulla zurnayla yapmanız gerekmez. Önceden fiili olarak yenilersiniz, bunu da topluma anlatırsınız. Lider olarak cesaret gerektiren budur. Ecevit’inde yaptığı buydu o dönem. Ve bu tutmuştu…

Bugün tutar mı?

Enver Aysever: Bunu yapma olanağı vardı. Fakat bugün Türkiye’de ahlaki olarak zaafı olan bir siyasi yapı var. Düne kadar Türkiye’ye hiçbir şey vermemiş siyasi isimler, sadece var olan AKP korkusundan dolayı kenetlenmiş bir ahalinin oylarını almış bir kitle çıkıp şunu söylediği zaman komik oluyor tabi. İşte bu yapamıyor ben yapayım. Tamamda sen de düne kadar ne yaptın diye sormazlar mı? 

Türkiye'de dört dörtlük bir Kemalist partiye ihtiyaç var



Türkiye’de yıllardır yapılan siyaset zaten böyle bir şey değil mi… Eksik olan ne?

Enver Aysever: Burada benim başka bir tezim var. Ben Türkiye’nin gerçekten dört başı mahmur dört dörtlük bir Kemalist partiye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Yani nasıl Kürt hareketini BDP, PKK’sıyla, KCK’sıyla ideolojik ekseniyle taşıyorsa ve BDP’ nin içinde yasa dışı unsurların olmasına rağmen kimse bir şey demiyorsa ve temsil hakkı varsa, bugün Türkiye‘de, Kemalistlerin itilip kakıldığını, hor görüldüğünü ve aşağılandığını görüyorsam bunu fevkalade ayıp sayıyorum. Çünkü siyasi yelpazede bu insanların temsil edilmemesi bir utançtır. Çünkü biz temsilde adaleti önemsiyoruz. Bu açıdan dört başı mahmur dört dörtlük bir Kemalist partinin olması bir çok başka tartışmayı açar. BizCHP’nin içinde hem Kemalistler, hem Sosyalistler hem sağdan devşirme ama laiklik kaygısı güden kimileri, hem bütün renkleriyle Aleviler falan gibi bir yapı olunca olmuyor. Temel problem bu bence. Öyle bir solculuk tarifi yapılıyor ki neredeyse ırkçılıkla solculuk karışıyor bazen. Hep söylüyorum bence bu manşettir: Türkiye’de bir vesayet rejimi var; cehalet vesayeti, hamaset siyaseti…

Buna Türkiye’deki bütün partiler ve içlerindeki entelektüeller de dahil mi?

Enver Aysever: Hepsi dahil. Cehalet vesayeti, hamaset siyaseti… Hepsi için geçerli. Partilerin içinde olan entelektüeller de var. Başka önemli isimler yok mu, var ama bir şekilde tepeden hamaset egemen olunca altında da cehalet onu destekliyor. 

Neden? 

Enver Aysever: Çünkü insanlara ezberlerini tekrarlatan bir siyasi yapı var. Dolayısıyla bu durumda böyle güçlü bir Kemalist yapı olsa başka türlü olurdu. 

AKP, ‘Kemalistler bizi hep öteledi’ dedi ve iktidar oldu. Yani mağduriyet siyasetini iyi kullandı. Baykal’lı CHP zamanında da Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’de de, Atatürkçülük konusunda iktidar tarafından mağdur edildiğine dair bir serzeniş var. Bu serzeniş şimdilerde lider tartışmalarına yol açtı. Ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Mağduriyet siyasetini, pozitif anlamda yeni gelen bu enerjiyle kullanamamanın sebebi nedir?

Enver Aysever: Birkaç şeye iyi bakmamız lazım. Kendi içinizdeki pozisyonunuz sadece bu kadar kolaycı bir dil ile tartışılırsa zaten orada sorun vardır. Ahmet gitsin Mehmet gelsin, Mehmet gitsin Ahmet gelsin … 

Meseleyi bu dille tartışırsanız sonuç alamadığınızı görmenizde çok zor olur. Deniz Baykal gitsin Kemal Kılıçdaroğlu gelsinden dolayı bir umut yaratmadı, aynı zamanda farklı simgelerden de umut yarattı.

Baykal daha seçkinci, daha ulusalcı, daha milliyetçi, daha militarist hatta daha konservatifti. Kılıçdaroğlu ise daha mazlum, daha halkın içinden, daha yoksulun sofrasına oturabilen, türbanlıyla kavga etmeyen ve satır arasında da daha Alevi ve Kürt kimliğinin de gözetildiği, yani cumhuriyetin zencilerinin de CHP içinde yer bulabileceğini ifade eden birisiydi. Bu ideolojik semboller her ne kadar yerine konulmadıysa da biz biliyorduk ve görüyorduk. 
Bu yüzden Kemal Kılıçdaroğlu umut oldu. Kılıçdaroğlu bu umudunu eğer ideolojik bir eksenle parlamento grubuyla taçlandırsaydı, zaten kaç kişiyle parlamentoya girdiğinizin önemi kalmazdı. 50 kişi girerdiniz ama 200 kişiden daha tesirli olurdunuz. Nitekim tarihte de örnekleri var. Asıl zaaf burada. İkinci olarak Deniz Baykal’ı eleştirebilirsiniz ama Baykal’ın siyasi bir yolla değil tuzakla siyasetten gitmesi, bu ilk zaafiyet döneminde o cephenin ayağa kalkması için önemli bir veriydi. “Ben hata yaparak değil alçaklıkla gönderildim” fikrini kimse hafife alamaz. İdeolojik bir mücadele verilmiş olsaydı bütün bunlar olmazdı. Üçüncüsü, karşınızdaki siyasal iktidar, tüm siyasi hayatı boyunca (AKP için söylüyorum) taktiksel olarak hep bir düşman yaratarak yürüdü. Önce elit laikler, Kemalistler bizi yaşatmadı dedi ve ortaya çıktı. Arkasından askeri vesayet bize darbe yapmak istiyorla devam etti. Şimdide biz özgürleşmeyi sembolize ediyoruz, halktan yana vs.. Tırnak içinde sanki “dünyadaki güçlerle ve Türkiye’deki güçlerle mazlumun dilini kullanıyormuşuz, egemenleri tahkir ediyormuşuz…” 

Bu böylemi gerçekten?

Enver Aysever: Değil. Erdoğan’ın siyasi köklerine baktığınız zaman Türkiye’de her hangi bir sol, sosyal demokrat, sosyalist insan kadar bedel ödemiş bir yapısı yok. Bugün siyaseten referans verdiği Özal, Menderes geleneğine baktığımız zaman gerçekten ortada otoriter bir dil, küresel ve liberal politikalara teslim olmuş bir akıl, sulandırılmış ve kapitalizmle sinmiş bir İslam ve bunun sonucunda da aslında tuhaf arabesk bir siyasi akıl olduğunu görüyoruz. Fakat bu tuhaf ve arabesk siyasi akım bu toplumda her zaman yer buldu. Bana göre Türkiye toplumunun tuhaf bir muhafazakarlık anlayışı var. Her şeyi yıkan bir muhafazakarlık. Mimariyi yıkan, estetik ölçüleri yıkan, hiçbir şeyi korumayan, çirkin binalarda yaşamayı yenilik zanneden ve sadece meta üzerinden kendini ifade eden kapitalizme çok uyumlu bir muhafazakarlık. 

Peki neyi muhafaza ediyor?

Enver Aysever: Arabesk bir milliyetçiliği ve arabesk bir dindarlığı. Bu çok önemli. Orta sınıf dediğimiz tuhaflık bu. Buna karşılık cumhuriyetçi kesim de tepeden bakan, kendini hiç sorgulamayan milliyetçiliği savunan bir yere gitti. İşte sosyolojik dram bu.

Peki şunu diyebilir miyiz o zaman. Dersim açıklamasını baz alırsak eğer, Erdoğan CHP’nin tabanına mı oynuyor, ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Erdoğan'ın hedefi hem MHP tabanı hem de Aleviler
Enver Aysever: Erdoğan, burada iki manevra birden yapıyor. Birinci manevra Kürt politikasını değiştirerek MHP tabanına oynuyor. Diğer tarafta da CHP ile organik bağı olan CHP’den asla kopmamış olan Alevilerde ise bir çatırdama yaratmaya çalışıyor. Çünkü Aleviler homojen bir grup değil. Aleviler içerinde Kürt olanlar var, Arap olanlar var, Aleviler’ in içinde milliyetçi savrulmalar yaşayanlar var, sosyalist olanlar var. Bunların ortak noktası laik olmalarıdır… Laik bir parti gibi bir şey olamayacağına göre buradan çatırdatmaya çalışıyor. Siyasi olarak zekice bir manevra.

Peki şöyle soralım öyleyse, bu yıpratma işe yarar mı, Aleviler CHP’den kaçar mı?

Enver Aysever: Alevilerin hayatta elde ettikleri en ciddi konu Kılıçdaroğlu’ nda vücut buldu. Kılıçdaroğlu’nu neyle yıpratıyor? Kendi kimliğini bile söyleyemeyen insan. O zaman şunu sormak lazım, bugün Kılıçdaroğlu’na kimliğini söyletmeyen ideoloji kiminideolojisi? Erdoğan’ın ideolojisi!

Muhalefet liderinin kimliği ile ilgili açıklamaları nasıl buluyorsunuz, bir Başbakan’a yakışıyor mu?

ReKLaMLaRıM
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !